12 Mart 2021 Cuma

Baybars - Adaletin Kılıcı

Bu yazımda Mustafa Aslan'ın kaleminden çıkmış, ilk basımı Şubat 2021'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Baybars - Adaletin Kılıcı adlı kitaptan bahsedeceğim.


Mustafa Aslan, kitabın giriş kısmında "Baybars - Adaletin Kılıcı ismini alan bu ikinci kitap, bir önceki eserin devamı niteliğinde olup Yüzbaşı Baybars'ın Doğudaki zalimlerle mücadelesini anlatmaktadır. Eser, bilimsel değil kurgusal bir çalışmadır. 13. yüzyıl ile 21. yüzyıl dünyası bağdaştırılarak Sultan Baybars'ın hatırısına ve şahsiyetine atıfta bulunulmuştur." diyerek kitabın konusunu özetlemektedir. 

Kitapla ilgili yorumuma başlayacak olursam ilgimi ilk çeken şeyin kapağı olduğunu söylemeliyim. Gördüğüm anda kitabı okuma isteği içime doldu. Seçilen renk, kullanılan yazı tipi ve gizemli bir izlenim yaratan resim müthiş bir görsel şölen yaratmakta. 

Kitabın içeriğine girdiğimizde ise yazarın akıcı ve kelime haznesi geniş anlatımıyla tanışıyoruz. Betimlemeler ne çok fazla ne de çok az, yeterli seviyede. 

Kitapta ilgimi çeken bir nokta karakterlerin isimleri oldu: Baybars, Tumanbay, Besim, Almıla ve diğerleri... Yazarın isimleri bilinçli bir şekilde seçtiği bariz belli oluyor. Bu detay hoşuma gitti.

En çok beğendiğim şey ise kitabın verdiği mesaj ve yazarın kitabı yazarken bir gayesinin olmasıydı. Bir kitap okuduğumda ya da bir şey izlediğimde onun bana bir şey katmasını beklerim. Yazdığım şeylerde de bu niyetle yola çıkarım. Bu kitap da beni bu yönden tatmin etti. 

"Bu düzende bağımlılık yapan her şeyin üretimi teşvik ediliyor. Bunu legal ya da illegal yollarla üreten kişiler, bu faaliyetlerine göz yumulmasından dolayı göz yumanlara vergi ya da haraç veriyorlar. Üretilen mal; mesela sigara, uyuşturucu madde, cep telefonu... Hepsi bağımlılık yapıcı özellik taşıyor. Teknolojik ürünlerle yazılımlarla insanların düşünce yapılarını dahi değiştiriyorlar. Dünyanın öbür ucunda birisi, telefonla oynanan bir oyun yazılımı geliştiriyor. Dünyanın diğer ucunda telefonuna bu oyunu yükleyip oynayan çocuk babasını öldürüyor. Gençler hipnotize ediliyor, gözü dönmüş nesiller yetişiyor."

Altını çizdiğim bu paragraf, az önceki düşüncelerimi destekler nitelikte. 

"Aç, perişan bu çocuklar, belki birkaç saat sonra çocuk tacirleri tarafından organ mafyasına, uyuşturucu tacirlerine satılacaklar; kalan ömürlerini o melunlara hizmet ederek geçireceklerdi. Kalan kısa ömürlerinde medeni ve modern toplumun yüz karası olacaklardı. Toplum; bunlar kaçırılmış, satılmış, kötü yola düşürülmüş demeyecekti. Onlar, iflah olmaz insanlar zümresine dahil edilip para babası baronların karanlık işlerinin uşağı haline getirilerek onlara sermaye olacaklardı. Zaten bu kaçakçılara göz yuman toplum mimarlarının karanlık emelleri de buydu. Zulüm gören bu milletin çocuklarını yozlaştırarak, milletin geleceğini yok etmekti."

İyi - kötü çatışmasının yaşandığı, kötülerin hak ettikleri cezayı aldıkları bu kitabı severek okudum. Adaletin yerini bulduğunu görmek içimi hoşnut ederken kitabın ismi de (Baybars - Adaletin Kılıcı) tekrar anlam kazandı. 

Bu güzel gayeleri olan kitabı herkese öneriyor ve yazarı emeklerinden ötürü kutluyorum. Dilerim başka kitaplarında da buluşuruz.

                                                       Aleyna Uluç

10 Mart 2021 Çarşamba

Sessiz Çığlık

Bu yazımda Serhat Küçükalp'in kaleminden çıkmış, ilk basımı Temmuz 2017'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Sessiz Çığlık adlı kitaptan bahsedeceğim.


Serhat Küçükalp, Osmanlı'nın Cumhuriyet'e dek uzanan döneminde yaşayan öksüz ve yetim bir çocuğun kayıplarla dolu hayatını kaleme almıştır. 

Ön sözünde "Romanda geçen olayların bir kısmı hayali, bir kısmı gerçek olaylardan oluşmaktadır. Ben, karakterlerin her birinin ruh haline bürünüp yaşadım bu hikayeyi. Romanın aşk bölümü ise kendi yaşadığım bir aşkın gerçek halinin yansımasıdır. Ayrıca tarihi olayların da ele alındığı romanda sosyal yaşantı ve tarihi olaylar birbirini izlemektedir. Romanın birçok sayfasında karşılaşacağınız suskunluklar benim de yaşamımın bir kesitidir. Ben bu romanda Mert karakterini bir nebze babamın hayatıyla bir nebze kendi hayatımla bütünleştirdim." diyerek kitabında kendinden izler taşıdığını belirtiyor.

Sessiz Çığlık, 1900'lü yılları başarılı bir şekilde yansıtmakta. Yazarın ilk kitabı olmasına karşın anlatımını çok başarılı buldum. Mekan tasvirleri, karakterlerin ruh halleri ve kişilik özellikleri ustalıkla anlatılmış. Gerçekten de o dönemlerde yazılmış bir kitap izlenimi veriyor.

"Herkes çayını içerken masadaki aynı yaşlı adam kendisinde konuşma zorunluluğu hisseder bir edayla sağ iki parmağını şakağına koyarak konuşmaya başladı. Bu çatık kaşlı ihtiyar, memleketin ahvalini ele alıyordu. Arada bir geniş omuzlarının üzerinden masadakilere bakıyor, masadakiler ise yaşlı adamın tütünden sararmış bıyıkları ile sarkmış göz torbalarına odaklanmış şekilde ağzından çıkan sözleri dikkatle seçerek kendi iç dünyalarında derin düşüncelere dalıyorlardı. Yaşlı adam sözlerini bitirdikten sonra çayına kaldığı yerden devam etti."

Tarihi olayları da ele alan Sessiz Çığlık, yazarın tarih bilgisiyle bizleri o döneme götürüyor.

"Günler bu şekilde hüzün ve ölümlerle geçerken Anadolu'da ve İstanbul'da hareketli günler yaşanıyordu. Mustafa Kemal başkanlığında Temsil Heyeti, İstanbul Hükümeti ile görüşmeler yapmış ve Son Osmanlı Mebusan Meclis'i toplanmıştı. Meclisin toplanmasına İtilaf Devletleri'nin kuvvetleri müdahalade bulunmamış, kendileri aleyhinde bir karar çıkacağını tahmin etmemişlerdi."

Kitabı okurken İstanbul'un güzelliğine bir kez daha kapılabilirsiniz çünkü yazar İstanbul'a sıkça değinmekte. Kendinizi Eminönü'nde hissedebilirsiniz mesela her an...

"Kız Kulesi'ne bakan bir banka oturarak Osmanlı macunu yiyip hasret giderdiler. Daha sonra Eminönü'ne geçtiler. Mert İstanbul'u çok özlemişti. Eminönü'nde her zaman gittiği balıkçıya bu sefer gençlerle gitmişti. Yemeklerini yedikten sonra bir kahvehanede çaylarını içip bezik oynadılar. Vakit akşam olunca gençlerle vedalaşarak ayrıldılar. Mert, yalnız başına da bir süre dolaştı, eve gidip gitmeme konusunda kararsız kaldı. Eve gitmek için vapura doğru ilerlerken kararını değiştirerek Mücella Hanım'ın evine doğru ilerledi."

Kitabın anlatımı çok akıcıydı, bitene dek sıkılmadan okudum. Hem olayların merak uyandırması hem de yazarın kalemini sevmem sebebiyle sayfaları hızlı bir şekilde çevirdim. Bu akıcılığı ufak da olsa bozan unsur ise paragrafların çok uzun olması oldu. Göz yormaması adına buna dikkat edilebilir. 

Kitabın konusuyla ilgili yorum yapacak olursam da tarihi olaylarla harmanlanmış olmasını beğendiğimi söylemeliyim. Kitabın içeriğini zenginleştirmiş ve o dönemin acılarını bizlerle paylaşmış. Mert'in hayatı da etkileyiciydi. Sadece abi mevzusunun daha farklı sonuçlanmasını ve kitabın sonunun naçizane daha farklı olmasını isterdim. Bunlar bir okur olarak benim görüşüm, tabii son söz her zaman yazarındır. 

Yazarı özenle yazdığı, emek verdiği bu kitabı için kutluyor ve başka kitaplarında buluşmayı diliyorum. 

Esen kalın.

                                                         Aleyna Uluç

5 Mart 2021 Cuma

Beş Paralı Seyahat

Bu yazımda Serpil Küçükuğurluoğlu'nun kaleminden çıkmış, ilk basımı Aralık 2019'da Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Beş Paralı Seyahat adlı kitaptan bahsedeceğim. 


Serpil Küçükuğurluoğlu, gençliğinden emekliğine kadar gezdiği yerleri güzel anılarıyla beraber kaleme almıştır. Kitabın ismi de bir gün arkadaşına "Bir kitap yazsam adını ne koymalıyım?" diye sorduğunda "Beş paralı seyahat koy, ironi olur." demesi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu oldukça yaratıcı ve ilgi çekici isim için arkadaşını kutluyorum. İroni olması dışında, kitabın içeriğine de cuk oturmuş aslında zira yazar seyahat için fazla para gerekir algısını yıkarak az masrafla yıllarca gezdiğini gözler önüne sunmakta. 

Kitabın kapağını incelediğimizde beğendiğimi söyleyebilirim; canlı ve renkli, tam da seyahati tanımlar vaziyette. 

Yazar, kitabın içinde İtalya - Vatikan Devleti, Tunus, Bosna Hersek/Hırvatistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Portekiz, Yunanistan, Hollanda - Almanya - Belçika, Mısır, Finlandiya - Estonya - Letonya - Litvanya, Macaristan - Avusturya - Çek Cumhuriyeti, İspanya - Andorra Prensliği, Fransa, Rusya, Danimarka - İsveç, Makedonya, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan'daki anılarını anlatmakta. Bu ülkelere ilgi duyan kişiler severek okuyacaklardır zira kültürlerine de tanık oluyoruz. 

"Bizdekinin tersine devlet okulları, özel okullardan daha iyi eğitim veriyormuş. Başarılı olmayan öğrenciler özel okula, başarılı öğrenciler devlet okuluna gidiyormuş. Liseyi başarı ile bitiren öğrenciler üniversiteye sınavsız ve bedava gidiyorlarmış. Her Estonyalı en az iç dil biliyormuş."

Ayrıca bu ülkelere gitmek, görmek isteyen insanlar için kesinlikle rehber olacak bir kitap çünkü yazar tüm deneyimlerini şeffaf bir şekilde, iyisiyle kötüsüyle, ayrım yapmaksızın anlatmış. Böylelikle oraya gittiğinizde nelerle karşılaşacağınızı görebilir, daha temkinli davranabilirsiniz. Bu da seyahatinizin daha sorunsuz ve keyifli geçmesine olanak sağlayacaktır. 

"Şoför bahşiş diye tutturarak aracın kapılarını kilitliyor. İnmemizi engelliyor. Yani bizim şoförlerimizin bazılarına da şükür, güç bela iniyoruz araçtan. Biraz dolaşıp pizzacıya giriyoruz. Ülkemizin tozunu özledik. Atatürk'ümüze bir kez daha minnet duyduk."

Yazar, tur rehberinin anlattığı tarihi bilgileri de bizlerle paylaşmakta. Bu da kitabın içeriğini zenginleştirmekte. 

Oğluyla beraber yıllarca sürdürdüğü ve bir yaşam tutkusu olarak benimsediği seyahat, yazar için birçok kazanıma neden oluyor. Gördüğü, gezdiği her şehir ve ülke ona bazen zorlu, bazen keyifli ama önünde sonunda mutlulukla anlatılacak anılar yaşatıyor. En güzeli de, tüm bunları yaparken parayı kendine bir engel olarak görmeyip bir devlet memuru olarak tüm gelirlerini karşılaması, az masraf yapmak adına kimi zaman tur rehberliğinden ayrılıp bağımsız takılması. Bu kitap benim de seyahate karşı ufkumu açtı ve teşvik etti. Umuyorum sizlerde de aynı etkiyi bırakacaktır.

Kalbinde seyahat isteği olan ama kendine engeller koyan herkese bu kitabı öneriyor ve yazarı emekleri için kutluyorum.

Esen kalın.

                                                       Aleyna Uluç

26 Şubat 2021 Cuma

Mevzu Sensin

Bu yazımda Merve Nur Uzun'un kaleminden çıkmış, ilk basımı Nisan 2019'da Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Mevzu Sensin adlı kitaptan bahsedeceğim.


Merve Nur Uzun, "Yazmaya başlamamın sebebi, insanları iyi analiz edebilen bir yapım olmasıdır. Böylelikle mutsuzlukları olanlara yeni bakış açıları kazandırarak, onların hayatlarını daha kaliteli hale getirmelerinde yardımcıları olabilecektim." diyor kitabın başlarında. Böylelikle mühendis sıfatının yanına yazarlığı da eklemiş oluyor ve bizler Mevzu Sensin isimli bu romanla buluşuyoruz.

Mevzu Sensin, gözlem yapmayı çok seven, empati duygusu oldukça gelişmiş ve insanları analiz etmede başarılı olan Bilgehan'ın çocukluğundan beri akıl hocası olarak danıştığı Ferah-âver ile manidar konuşmalarını baz alıyor. Bu konuşmalarla farkındalığı her gün daha da artan Bilgehan, bu bakış açılarını hayatına da yansıtmaya devam ediyor. Ayrıca kendine bir hayat gayesi belirliyor: İnsanların derdine koşmak, onlara yardımcı olabilmek. Bunu kendine vazife bildiği anda hayat da karşısına yardım edebileceği insanlar çıkarıyor. Böylelikle birbirinden farklı üç kişiyi daha okuyor ve onların dertlerine derman buluşuna tanık oluyoruz. Kitap iki ana konudan oluşuyorsa biri bu hayat gayesi, diğeri de Bilgehan'ın gönül mevzusu diyebiliriz. 

Konusunu oldukça özgün ve etkileyici bulduğum Mevzu Sensin'e daha farklı bir isim seçilmesini tercih ederdim. Zira kitabı elime ilk aldığımda isminden ötürü bende bir aşk kitabı izlenimi bıraktı, oysaki içerik çok daha farklıydı. Öte yandan, "mevzu sensin" denildiğinde başka bir anlam daha taşıyor ki o da kitabın içeriğine uygun. Bu bağlamda ya kapakla içerik yansıtılmalıydı ya da isimle diye düşünüyorum. 

Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım ise kusursuz olmuş diyebilirim. Kitabı en iyi şekilde özetlemiş yazar. 

Kitabın içeriğine döndüğümüzde yazılan karakterlerin çok iyi analiz edildiğini söylemek istiyorum. Mükemmelliyetçi Savaş, olmamış şeyler üzerine sürekli bir kaygı duyan Affan ve hayatının geçmiş bölümüne takılıp kalan Kaan'ı çok güzel bir şekilde aktarmış yazar. Özellikle de Savaş'ı okurken gerçek bir karaktermiş gibi hissettim. Kontrolün hep kendinde olmasını istemesi, aşırıya kaçan davranışları ve ilişkilerini bile bu yüzden mahvetmesi başarılı bir şekilde tasarlanmıştı. Yazarın mükemmelliyetçilik üzerine bilgili olduğu bariz bir şekilde anlaşılıyordu.

Bilgehan'ın bu insanlara yardım etmek için uğraşması ve bunu yaparken kullandığı dilin yargılayıcı olmaması da insanlara nasıl ulaşabileceğimizi göstermekteydi. Savaş gibi bir kişiye bile ruhsal olarak yaklaştı hatta çok güzel bir yakınlık kurarak iletişimin vurgusunu biz okurlara yaptı. Tüm bunlar yazarın zihninin inceliklerini yansıtmaktaydı.

Bilgehan'ın sözlerinden altını çizdiğim bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Zamanı bir çizelge gibi düşündüğünde; geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman noktalarını görürsün. Şimdiki zamanda yaşadığın sıkıntıya göğüs gerebilecek sabrı, tam olarak şimdiki zaman noktasına bakarsan görürsün. Fakat, şimdiki zamanda sıkıntı yaşayıp, sabrına gelecek zaman noktasından bakarsan, hedefi şaşırmış olursun. Haliyle var olan sabrını, geleceğe dağıttığın için şimdiki sıkıntını göğüsleyecek sabrının kalmadığını düşünürsün. Yarınımızın ne olacağının garantisi yokken, neden yarını düşünüp sabrımızı bu andan, geleceğe saçalım o vakit?"

Bilgehan'ın gönül verdiği kişiyi sizlere sürpriz olmasını istediğim için söylemeyeceğim ama ikisinin arasındaki hisleri en güzel şekilde anlatan şu cümlelerden birini paylaşacağım:

"Birbirlerine katlanmıyordu onlar, birbirleri ile katlanıyorlardı, çoğalıyorlardı sevgiyle ve aşkla. Hatta katlanmak kelimesinin ne anlama geldiğini unutmuşlardı kalpleri sevgiyle dolduktan sonra."

Kitabın akıcı, etkileyici bir anlatımı var. Sıkmadan, bir şiir okur edasıyla okutturabiliyor kendini. Zaten konular hepimizi ilgilendirdiği için illaki bir yerde kendimizi buluyor ve daha çok dikkat kesiliyoruz okurken. Yani kendimize ayna tutmamızı da sağlıyor bu kitap.

Mevzu Sensin'i herkese öneriyorum çünkü hepimiz hayatı daha anlamlı kılmak, maneviyatımızı arttırmak isteriz. Bu kitap da buna vesile olacaktır inanıyorum ki. Yazarı gönülden yazdığı bu kitabı için kutluyor ve yeni kitaplarında buluşmayı diliyorum.

Esen kalın.

                                                        Aleyna Uluç

24 Şubat 2021 Çarşamba

Sormak Ayıp Mı

Bu yazımda Ramazan Yılmaz'ın kaleminden çıkmış, ilk basımı Eylül 2019'da Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Sormak Ayıp Mı adlı kitaptan bahsedeceğim.


Ramazan Yılmaz, liseyi bir İmam Hatip lisesinde okuduktan sonra üniversitede İlahiyat Fakültesi'ne başlamıştır fakat bazı sebeplerden dolayı henüz hazırlık sınıfındayken üniversiteyi bırakmak zorunda kalmıştır. Bundan sonra lokanta işleten Yılmaz, sonrasında da aşçıbaşı olarak çalışmaya başlamıştır ki hayat sürprizini yapıp onu bir tesadüfle tekrar İlahiyat Fakültesi'ne geri getirmiştir. 22 yıl sonra üniversiteye devam etmiştir. Bu esnada çalışmaya devam etmek zorunda olan yazar bir mahalle kahvehanesini devralmıştır. Bir ilahiyatçının kahvehane işletmesi müşterilerin dikkatini cezbetmiştir. Genç müşteriler bu durumu öğrendiği anda dinle ilgili sorular sormaya başlamıştır. Kimi zaman da kötü niyetle onu zor durumda bırakmak için "Madem ilahiyatta okuyorsun bilirsin" deyip alaylı tavırlara girmişlerdir. İşte bu olaylar üzerine yazar gençlerin sorduğu soruları liste haline getirmiş ve cevaplarını yazmıştır. Sormak Ayıp Mı da bu şekilde biz okurlarla buluşmuştur.

Kitapla ilgili yorumuma başladığımda söyleyeceğim ilk şey isim seçiminin harika olduğu olur. Dikkat çekici, az ve öz. Klasik ya da uzun bir isim yerine böyle yaratıcı bir isim seçmek çok doğru bir adım olmuş. Kitap kapağı da aynı sadelikte. Bence güzel bir tercih. 

Kitabın içeriğine geldiğimizde soru - cevap sistemiyle oluşması herkesin ilgilendiği soruların yanıtını bulması için faydalı bir yöntem olmuş. Beğendiğim cevaplardan birini sizlerle de paylaşmak istiyorum:

"Şu an ülkemizde İslami kurallara uygun bir şekilde zekat alınıp fakirlere dağıtılsa eğer, siz söyleyin ortada muhtaç durumda kimse kalır mı? Sadece fabrikatörleri, şirket sahiplerini düşünmeyin. Bankada, evde fazladan parası olan herkesin, esnafın da kazancından kırkta birini zekat olarak vermesi gerekir. Bu sistem uygulansa ortada fakir kalmaz ve zengine düşmanca bakışlar da ortadan kalkar. Günümüzdeki sorun bu değil mi? Zengin çok zengin ve sadece kendine saklıyor parasını, yani istif yapıyor."

Bir başka sevdiğim alıntı ise kitabın giriş bölümüne ait:

"Günümüz gençlerinin neredeyse tamamının sorunu bu. Akıllarında öğretilen din ile ilgili yüzlerce soru. Ama bu sorular kesinlikle başka birine sorulamaz. Ayıptır, günahtır. Ne demek Allah var mı? Varsa neye benziyor? Sen utanmıyor musun böyle bir soru sormaya! Dinden çıkarsın bak! Bu sorular akıllarında kaldıkça, eğer cevaplarınızı bulamazlarsa, bir gün mutlaka onları dinden soğutur, uzaklaştırır. İnandıkları din onların gözünde önemsizleşir."

Kitabın anlatımını ele aldığımızda yalın, herkesin anlayabileceği bir açıklıkta olduğunu söyleyebilirim. Yazım kurallarına uyulduğunu da belirtmeliyim. Rahatlıkla, kısa süre içinde bitirebileceğiniz bir kitap. 

Sormak Ayıp Mı'yı konuyla ilgili herkese öneriyor ve yazarı emekleri için kutluyorum.

Esen kalın.

                                                       Aleyna Uluç

19 Şubat 2021 Cuma

Dünden Bugüne Türkiye - Irak İlişkileri

Bu yazımda Serdar Mirza Mollabey'in kaleminden çıkmış, ilk basımı Mart 2020'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Dünden Bugüne Türkiye - Irak İlişkileri adlı kitaptan bahsedeceğim.


Serdar Mirza Mollabey, ilk kitabı olan Dünden Bugüne Türkiye - Irak İlişkileri'nde iki ülkenin zaman içindeki değişimini ve Türkiye'nin operasyonlarını analiz etmektedir.

Kitabı elime aldığımda dikkatimi çeken ilk şey kapak tasarımı oldu. Renklerin muhteşem ahengi ve görselin çarpıcılığıyla oldukça güzel bir tasarım ortaya çıkmış. Kitabın ismi de konusunu özetler nitelikte, akılcı bir seçim olmuş.

Kitabın içeriğine geçtiğimizde üç bölüme ayrıldığını görüyoruz. İlk bölümde Türkiye - Irak ilişkilerinin cumhuriyetin kuruluşundan, 2003 ABD'nin Irak'ı işgaline kadar olan dönemi anlatılmakta. İkinci bölümde Irak Savaşı ve Arap Baharı arasınďa Türkiye - Irak ilişkileri, 1 Mart Tezkeresi, Ak Parti iktidarının Ortadoğu'ya ilişkin vizyon sahibi dış politika hedefi ve yeni diplomatik söylemi olarak "yumuşak güç" söylemi, Türkiye - Irak ilişkileri ekseninde Kürt sorunu, Türkiye'nin merkez ülke, küresel aktör olma hedefi açısından analiz edilerek süreç içerisindeki değişimlere değinilmekte. Son bölümde, yani üçüncü bölümde ise Tunus'layla başlayıp tüm Ortadoğu'yu etkisi altına alan halk hareketleri sonrasında Türkiye - Irak ilişkileri, ABD'nin Irak'tan çekilmesi, siyasi istikrarsızlık, bölgenin değişen konjonktürü, Türkiye'nin Bağdat - Erbil ikilemine DEAŞ'ın arayışı ve 15 Temmuz Darbe girişiminin Türkiye - Irak ilişkilerine etkisi irdelenerek bölgede yaşanan bu gelişmelerin iki ülke ilişkilerine etkisi anlatılmakta.

Kitabın başında ve arka kapakta yer alan "Bu kitabı niçin okumalısın?" yazısı okuyucuyu çekmek adına çok mantıklı bir adım olmuş. Bir kitabı ilk gördüğümüzde önce kapağı çeker bizi, sonra da arka kapakta yer alan yazı. Bunlar bizi tatmin ettiyse alırız genelde. Bu kitap da her ikisini karşılayarak ilgi çekici olmayı başarmış bulunmakta.

Yine kitabın ilk kısmında yer alan "Kısaltmalar" adlı bölüm de kitap içinde geçen kısaltmaların anlamını öğrenmemiz için iyi bir fikir olmuş. 

Kitapta ilgimi çeken ve altını çizdiğim bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum: 

"Türkiye'nin son dönemde yurt dışına ihraç edilen TV pembe dizileri dönemin yumuşak güç açısından en etkili unsuru olmuştur. Daha çok Arap dünyasının ilgi gösterdiği Türk dizileri, Slovakya'dan Malezya'ya kadar hatta Türk aleyhtarı ülkeler olan Yunanistan ve İsrail'de bile geniş bir izleyici kitlesine sahip olmuştur. Türkiye'den ihraç edilen pembe diziler, bölge halkları üzerinde Batı'nın ötesinde de zenginlik ve modernliğin olabileceği izlenimi bırakarak Türkiye'nin yumuşak güç politikasının etkinliğine ciddi anlamda katkı sağlamışlardır."

Dünden Bugüne Türkiye - Irak İlişkileri'ni herkese, özellikle de tarihe ilgili olan okurlara öneriyorum. 156 sayfalık bu kitabı kısa süre içerisinde okuyabilirsiniz. 

Yazarı verdiği emek ve özen için kutluyorum. Dilerim başka kitaplarında da buluşuruz.

Esen kalın.

                                                       Aleyna Uluç

18 Şubat 2021 Perşembe

Orta Asya'nın Yükselen Yıldızı - Kazakistan

Bu yazımda Tazagoul Erbek ve Çağlar Erbek'in kaleminden çıkmış, ilk basımı Mart 2020'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Orta Asya'nın Yükselen Yıldızı - Kazakistan adlı kitaptan bahsedeceğim.


Tazagoul Jılkıbayeva Erbek, 1998 yılında Çağlar Erbek ile evlenmiş ve Türk vatandaşlığına geçmiştir. Beraber kaleme aldıkları bu eserde de Tazagoul Erbek'in "Kuzey Kazakistan'da Gündelik Hayat ve Hayvancılığın Tarihi Gelişimi" adlı lisans tezi ile Çağlar Erbek'in "Sovyetler Birliği Sonrası Dönemde Orta Asya'da Demokrasi Arayışları: Kazakistan Örneği" adlı bitirme projesi temel alınmıştır.

Kitabın kapağı göze oldukça hitap ediyor. Kullanılan yazı tipi ve seçilen renkleri beğendim. Büyük resme baktığımızda tüm detayların birbirini tamamladığını görüyorum. Kitabın ismi de nokta atışı olmuş diyebilirim. Çarpıcı ve dikkat çekici. Ayrıca kitabı en iyi şekilde özetlemiş.

Kitabın içerisinde Kazakistan'ın kültürünü, tarihini, dini inancını, gündelik hayatlarını ve gelenek göreneklerini görüyoruz. Bunları görseller de destekliyor. 


Kazakistanlıların düğünle ilgili bir geleneği ilgimi çekti. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Betaşar büyüklerin isteği üzerine olur. Dombıra eşliğinde türküler söylenir. Türkü söyleyen adam bütün aile ve akrabaları gelinle tanıştırmak için türkü ile birlikte isimlerini söyler. Bunu yaparken de herkesin özelliklerini şaka ile karışık bir şekilde söyler."

Bu gelenekleri kulağa eğlenceli geliyor. Bir başka ilgimi çeken şey ise isim konularındaki kuralları oldu.

"Arka arkaya kız çocuğu olduğunda birbirine uymasını sağlayarak: Mayra, Sahra (ötmek 2. şahıs), Jâyna (parla, açıl); Almagül, Altıngül, Aygül, Nurgül; erkek çocuklarına da Ekibay (iki bay), Alpısbay (altmışbay), Toğızbat veya Serik (arkadaş, dost), Berik (berk, sağlam) ve Erik ismini verirler."

Kitabın sonlarında yer alan şu cümleler ise kitabın başlığıyla özdeşerek Kazakistan'ın neden yıldız olduğunu da açıklıyor:

"Kazakistan'ın başarısının en önemli nedenlerinden biri de Kazakistan'da uygulanan otoriter modernizasyon ve demokratikleşme metodunun ülke ve bölge koşulları açısından en uygun model olmasıdır diye düşünüyoruz. Nitekim her ülkeye aynı hazır reçetenin sunulması düşüncesinin sonuçlarının hayal kırıklığı olabileceği unutulmamalıdır. Kazakistan geçmişle gelecek arasında bağ kurmayı, evrensel demokrasi normlarını kendi kültürüne kademeli biçimde uyarlamayı başarmıştır."

Kitap, yalın bir anlatımla Kazakistan'ı bizlere tanıtıyor. Dolayısıyla merakı ve ilgisi olan herkes rahatlıkla okuyabilir. Ayrıca kitabın giriş kısmında kısaltmaların anlamlarını yazmaları (TÜRKPA: Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi gibi) da genel kültürü arttırmak ve de kitabın içindekileri daha rahat anlamak adına faydalı bir adım olmuş. 


Sözün özü, Orta Asya'nın Yükselen Yıldızı  Kazakistan'ı yeni kültürler tanımak ve ufkunu açmak isteyen herkese öneriyorum. Yazarları da verdikleri emek ve özenden dolayı kutluyorum. Dilerim başka kültürleri de inceler ve biz okuyucuları farklı dünyalarla buluştururlar. 

Esen kalın.

                                                        Aleyna Uluç