29 Temmuz 2022 Cuma

Samet Türkyurdu ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2018'de Düşler Gezgini ve Bulutların Dansı, 2019'da Turuncu Radyo ve 2020'de Karga Rüyaları adlı kitapları Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Samet Türkyurdu'nu konuk edeceğim.

1-) Bir cümleyle kendinizi tanıtır mısınız?

Cümlelerin ötesine geçebilmeyi isteyen garip bir kalemim.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

En son okuduğum kitap Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz adlı eseri; muazzam olduğunu düşünüyorum. Yaşlı bir balıkçının açık denizde yakaladığı kılıç balığının peşinden sürüklenirken, yüzleştiği yalnızlığı, korkularının ona hatırlattığı gerçekleri ve kendisiyle olan çetin mücadeleyi bir balığın vesilesi ile yaşamasını; hikayenin başında ve sonunda geçen küçük çocuk karakteriyle, yanında yokken bile kopmayan o muhteşem sevgi bağını heyecanlı, dramatik ve trajikomik sayılabilecek bir finale bağlayan muazzam bir hikaye...

Hemingway geç tanıştığım bir yazar. Kendi türünün öncülerinden olduğu için bu ödüllü hikayeyi okumamış olmanın eksikliğini daha fazla yaşamak istemediğim için geçte olsa güç olmadan okudum...

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim kısım olarak gösterebilecek bir yeri yok. Sadece, akıcılığı o kadar güzeldi ki çabucak bitmesi beni üzdü.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Beğenmediğim kısmı olmadığı için, bu soruda bir cevap verme şansım sanırım zor. Zaten bir yazarın eserini ben daha iyi yazabilirim demek, başka bir yazar için etik bir ifade olmaz. Herkesin kendine özgü bir hayal etme ve cümle oluşturma şekli vardır. Bu nedenle her yazar kendi dünyasını yazar demek daha doğru olur.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu'nun şiirsel kalemi ve anlatım tarzı beni her zaman etkilemiştir. La, Sonsuzluk Hecesi adlı eseri tekrar tekrar okunacak ve her defasında farklı bir haz alınacak bir betik. Kurgusal olarak da bence "dahi kalem" olan Stephen King'in büyük bir hayranıyım. Lakin ilham alma konusunda, her daim kendi tarzımı oluşturmak ve kendime özgü bir kalemim olması için taklitten uzak durur, etkilenme hususunda temkinli davranırım.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Okurlara denecek en güzel şey de sanırım "Keyif dolu okumalar." demek olur. Her daim kutlu betikler doldursun raflarınızı...

Mehmed Akif Aslan ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2020'de Sahi Ya Sevmek adlı kitabını Kutlu Yayınevi'nden çıkarmış olan Mehmed Akif Aslan'ı konuk edeceğim.



1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Tecrübe ile mantık süzgecinin üstünde kalanlarla altına sızanları iyi analiz eden,   duygularıyla hareketlerini besleyen, yazarak yaşayan “Kültür milli yeticisi” bir okurum.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Türk Aynştaynı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu tarafından kaleme alınan eserlerle yaklaşık beş yıl önce tanıştım. İlk okuduğum eseri “Bye Bye Türkçe”ydi. Okuduğum eserleri hakkında görüşlerimi aktarmadan önce Sinanoğlu’nun diğer eserlerinden bahsetmek istiyorum. “Hedef Türkiye, Büyük Uyanış, Ne Yapmalı? Türk Aynştaynı, İlerisi İçin”…  Bir uyanış mottosu hüviyetine sahip bu eserleri her yaştan vatandaşımızın okuması gerektiğini düşünüyorum. Bu minvalde “Bye Bye Türkçe” ve “Hedef Türkiye” temaları doğrultusunda bu soruya cevap vermek istiyorum. Kitaplar, yön tayin edici pusulalardır. Okurlar, bu yön göstericilerle hakikati arayan edebî hayat dünyasında yolunu bulmaya çalışan seyyahlardır. Bu kitapları tercih ve tavsiye etme sürecimi açıklayan cümle, “Kendi öz kimliğinden kendi değerlerinden tiksinen bir toplumun hamburger kafalılarından olmayacağım” diyebiliriz. Nihayetinde günümüze asayiş olaylarının bu denli arttığı, popülist kültür doğumluların kol gezdiği, yüz kızarıklığının özgüven eksikliği olarak nitelendirildiği, kimliksiz, ruhsuz sokaklara usta bir üslupla değinen Sinanoğlu'nun eserlerini herkes okumalı. Türk Aynştaynı'nın şu an "Hedef Türkiye" adlı kitabını okuyorum.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Kitabın genelini anlatan anahtar kelime grubu “Öz millî yeticilik” diyebiliriz. Modernizm ve postmodernizmin etkileri sadece kitapların içerisinde değil hayatımızın her alanında kendini hissettirmenin ötesinde kanıksanmış bir şekilde şov yapıyor. Artık postmodernizmi de geride bıraktık. Yeni hamburger kafalıların ekran kaydırmaca refleksleri ile içi kadar dışı da boş malayani hayatlarına farklı bir isim bulmalıyız. Sinanoğlu ulusal ve uluslararası pencereden bu süreci açık yüreklilikle özetliyor. Günümüzde kullandığımız Türkiye Türkçesi’nin asimile edildiğini ve toplumumuzun bu asimilasyona alıştığını da ifade ediyor. Özellikle İngilizce eğitimi adı altında sürecin nasıl ticarileştirildiğini, eğitim sistemimizin omuzlarına bir yük olarak bırakılan İngilizce dil öğretim yaklaşımının yanlışlıklarına değiniyor. Ayrıca toplumsal hayatımıza entegre olan yalnızlaşanların toplumu Avrupa’nın özgüvenci akıl tutulmacalı kültürel toplum inşasının artık normal karşılandığını ve bu hastalıklı uykudan uyanmamız gerektiğini söylüyor. Sonuç olarak tamamladığım “Bye Bye Türkçe” ve okumaya devam ettiğim “Hedef Türkiye” kitaplarında hamburger kafalılar hariç beğenmediğim kısım yer almıyor.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Dayatma fast food kültürüne karşı, sert bir duruş sergileyen kişilerdenim. Frenk model alttan püskürtmeli yarı necasetli tuvaletinde keyifle Tiktok videoları izlerken ortamda çalan Fransızca müziğin keyfini çıkaran gençlikte ne bayrağın alı ne de hilali ve yıldınızını göremiyorum. Sinanoğlu bu sinir ucu tacizini sürecin ortalarında tüm çıplaklığı ile dile getirmiş. Türk Aynştaynı’nın bu sözlerinin altına ıslak imza ile imza atmaktan öte değiştirilecek bir husus görmüyorum. Lakin ekleme yapmak isterim.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi? 

Elbette “etkilenmek” kelimesinin altını dolduracak şahsının ismini taşıdığım en güçlü isim Mehmet Akif Ersoy’dur. Kendisinden etkilenmemek mümkün mü! Devletine hizmet sürecinde aldığı kritik görevler, maddi beklentiden uzak vatanperver gayreti, edebiyat sevgisi ve ortaya koyduğu başarılı eserler bu etki gücünü ziyadesiyle artırmaktadır. Milli şairimiz Ersoy, İstiklal Marşı, Safahat adlı eserleri ile gönül penceremi genişleten başlıca kahramandır.

6) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?
Okumak, çağ atıp kapatma gücüne sahip bir eylemdir. Okumak bireyin acıkması gibi fizyolojik ve biyolojik etkileri olan bir süreçtir. Okumak bir eylemden öte bir tohum, fidan ve hasat sürecidir. Kısacası okumak, hayatın bire bir kendisidir. Bu süreçte neyi, nasıl okuyacağız? Sorusunun altına güzel doldurmak gerekiyor. Edebi zevkten uzak, popülist kaygılarla ortaya konmuş fenomen romanlarının cirit attığı edebiyat mutfağında ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Kültürel geçmişimizi detayları ile yansıtan geleceğimize ışık tutan kutlu eserlere kitaplığımızda yer vermeliyiz. Aslında kitap seçimini doğadan aşina olduğumuz birçok duruma benzetebiliriz. Üzüm bağında olgunlaşmış bir üzüm mü koruk üzüm mü tercih edilir? Ya da tavında dövülmüş demir mi yoksa paslanmışı mı? Suyunu çekmiş çelik mi yoksa daha ustasının tokmağıyla başı ağrımamış bir çelik mi? Bu misaller uzar gider. Meselenin özü, hamlık sürecinden geçip pişmiş, akabinde yanmış kalemlerden çıkan eserleri kitaplığa alıp zihninizi o eserlerle meşgul etmektir.

Filiz Güler Polat ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2019'da Mavili Gülüşler adlı kitabını Kutlu Yayınevi'nden çıkarmış olan Filiz Güler Polat'ı konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Sıcakkanlı ama ama bir o kadar da duvarları olan ve ayakları yere basan bir kadınım.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Özdemir Asaf - Sen Bana Bakma Ben Senin Baktığın Yönde Olurum. Her bir satırını, yazarken hissettiklerini anlamayı seviyorum.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim bir kısmı yok aksine çok severek okudum ve dinledim.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz? 

Açıkçası değiştirmek istediğim herhangi bir yeri yok. 

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi? 

Rupi Kaur. Çok cesur ve güçlü bir kalemi var, genelde bir yazısına başladığım zaman hemen bitiyor, zamana meydan okuyor kalemi.

6.) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Kitapları sadece okumayın o an ne hissediliyor bunu hissedin o zaman kitap sizinle bütünleşir. Gülmeyi hayatınızdan hiç eksik etmeyin.

28 Temmuz 2022 Perşembe

Yamalı Koza

 Bu yazımda Hayriye Göztaş'ın kaleminden çıkmış, ilk basımı Şubat 2021'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Yamalı Koza'dan bahsedeceğim. 


Aysar Göç, Yamalı Koza ve Güneş Yağmuru isimli kitaplara imza atan Hayriye Göztaş, bu romanında okurlarını etkilemeyi başarıyor.

Yamalı Koza, kozasına hapsedilip kanatlarını ıstırap içinde çırpan kelebeklerin hikâyesi...

Kitabın ismini ve kapağını içerikle tamamiyle uyumlu buldum. Başarılı bir tercih olmuş.

Sabriye'nin kozasına hapsedilmesi eşi Salih'in kıskançlığı, dış dünyaya karşı zihninde oluşan algıları ile başlıyor. Bir polis olan ve mesleği dolayısıyla gün içinde birçok kötü vakayla karşı karşıya kalan Salih bunlardan psikolojik olarak etkileniyor ve dünyayı algılayış biçimi güvensizlik üzerine kuruluyor. Hayatındaki herkese şüphe ile yaklaşıp her an diken üstünde duruyor. Polisliğin kendisine göre bir meslek olmadığını zaman içinde idrak etmiş olsa da var olan düzenini bozmuyor ve bu düşünceler tüm hayatını etkiliyor.

Sabriye, eşinin aşırı kıskanç ve baskıcı halinden dolayı evden dışarı çıkmıyor. Tüm günü ev hapsinde geçiriyor. Çocuklarıyla, evle ilgileniyor. Ailesi dışında gördüğü tek yüz, ev sahipleri Meryem Hanım ve onun kızı Birgül. 

Sabriye eşinden şiddet görüyor. Sürekli olarak suçlanıyor ve her şeyden sorumlu tutuluyor. Bu olayların üstüne yaşadığı travmalarla da her gün yavaş yavaş solan bir çiçeğe dönüşüyor.

Kitabın bende beğeni uyandıran yönlerinden biri, roman içinde yalnızca Sabriye'nin değil birçok karakterin derin ve insanı düşündüren hikayesine tanık olmamızdı. Sabriye, Salih, Salih'in meslek arkadaşı Mehmet, Salih'in geçmişinden gelen isimler... Hepsinin hikayesi birbirinden derin ve düşündürücü.

Romanın bir diğer etkileyici yanı ise hikayelerin birbirine görünmez iplerle bağlı olması ve beklemediğimiz ters köşeler yaratmasıydı. Ayrı ayrı görünen ve okurken başta "Neden bu karakter anlatıldı ki, diğerinden gidiyorduk" derken bana o nedeni gösterdi ve eksik parçaları olan yapboz tamamlandı, bir bütün oldu.

Başta nefret ettiğim bir karakteri sonlara doğru hak vermesem de anladığımda ve hayata onun gözleriyle baktığımda romanın bendeki tesirini fark ettim...

Kitabın içeriğindeki sürprizleri sizlerin okuyarak görmesini istediğim için konudan daha fazla söz etmeyi bırakıp yazarın kalemi üzerine yorumlarda bulunacağım.

Yazarın kalemiyle bu kitapta tanıştım ve anlatımını beğendim. Betimlemeler konusundaki başarısı özellikle dikkatimi çekti. Beni çarpan ve çok etkilendiğim birkaç alımtıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Bunu Salih'e sunma düşüncesi bile ne cesaretle uğramıştı ki zihnine!"

Düşüncelerinin bile cesaretsiz olduğu bir yaşam...

"Bir zihnin köşesinde, bir kalbin içinde yaşamak istememişti Mehmet."

"Salih ise iş ve ev arasındaki döngü arasında kayboluyordu ara sıra. Bu iki hayat arasındaki köprüyü yıkmak istiyor, hep aynı Salih olmak istiyordu."

"Sabriye ise her tohumun kendi mizacında bir ağaca dönüşeceğine inanırdı. Sadece dışarıdan yapılan müdahale ya tohumu çürütürdü ya da tohum kendi mizacı dışındaki ağırlığın altında ezilirdi. Her akarsu nasıl akıp denize ulaşmak için yolunu buluyorsa ve kıvrıla kıvrıla yol çiziyorsa kendine, insanoğlu da öyleydi. Hayat yolunda öğreniyordu çoğu şeyi."

Hayat, ne güzel anlatmış bu paragrafta.

"İnsanın en yakınındakine dahi güven duymaması bir güçlülük değil aksine ıstıraptı. Bu binlerce farenin bir ipi kemirdiği gibi şüphenin fikirlerini kemirmesinden başka bir şey değildi. Kopan fikirlerle beraber ruhundaki huzur da düşerdi uçurumlara. Ve bu sefer huzursuz bir ruh da kendini başkalarını huzursuz etmeye adardı aynı Salih'in yaptığı gibi."

Zihnin hapishanesini şahane anlatan bir paragraf...

Yazarın kalemiyle ilgili yapıcı eleştirime gelecek olursak devrik cümlelerin çok fazla kullanıldığını belirtmek istiyorum. Devrik cümleler kitaba şiirsel bir anlatım katsa ve edebi hazzı desteklese de fazla olduğunda akıcılığın önüne geçiyor. Yamalı Koza'da da bu durumu gördüm. Anlatım bozukluklarının da incelenmesini öneriyorum. 

İmla hataları çok fazla olmasa da bazı yerlerde vardı. Bunlar da okurken dikkat dağınıklığı yaratabiliyor. 

Başka herhangi bir eleştirim yok. Yazarı verdiği emekten ötürü kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Bir sonraki yazıda görüşene dek esen kalın.

Aleyna Uluç

28.07.2022 

7 Mayıs 2021 Cuma

Göreli Bilinmezlik

Bu yazımda A. Attila Sayın'ın kaleminden çıkmış, ilk basımı 2017'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Göreli Bilinmezlik adlı kitaptan bahsedeceğim.


Attila Sayın, bilim kurgu türündeki bu kitabında daha önce yaşadığı bir anı tekrar yaşamak isteyen ve bunun için bir bilim adamıyla beraber proje geliştiren birinin hikayesini anlatıyor.

"Bir insan hayatı boyunca sonsuz tane an yaşar. Ancak bunların içinden sadece bir tanesi en etkileyici olandır. Buna göre eğer en etkileyici anınızı yeniden yaşama şansınız olsaydı bu hangi anınız olurdu? İlk bakış, ilk işitiş, ilk dokunuş... Hangisi? Üstelik sizin için yine ilk yaşandığındaki gibi bilinmez olacak bir an."

Daha önce bu türü pek okumamış olsam da Göreli Bilinmezlik beni epey içine çekti. Birbirine bir pamuk ipliği gibi bağlı olan olaylar her sayfada şaşırtmaya, merak duygusunu canlı tutmaya devam etti. Kitap içinde var olan her karakter, her olay adeta birbirine bağlıydı. Her şey ustaca kurgulanmıştı.

Başarılı kurgunun yanı sıra yazarın kaleminin akıcı olması ve olayları gözümüzde canlandırabileceğimiz bir şekilde anlatması da kitabın sürükleyici yanını arttırdı. 

"Sessizlik kimi insan için derin bir huzuru kimi insan için de en büyük sesten daha gürültülü olarak algılanabilir. İşte o gün Norveç Denizi'nin dalgaları bu gerçeği bertaraf etmek istercesine gürültüsünü sessizliğin kalbine öylesine saplıyordu ki çevresinde bulunan hemen her insanın telaşla oradan ayrılmasına sebep oluyordu. Ancak bir kişi vardı ki, iskelenin etrafındaki bir bankta hareketsizce duruyordu. Bu kişi ilk izlenim olarak donuk bakışları güçlü akıntının üzerinde, beyaz tenine değen sarı saçlarından akan su damlalarını umursamaz hali ve uzun boyunu oturuşuyla gizlemesiyle yirmili yaşlarda esrarengiz bir erkek havası veriyordu."

Göreli Bilinmezlik okuduğum en heyecanlı kitaplar arasında kesinlikle yerini aldı. Bu harika kitap bir filme de uyarlanabilir. 

Göreli Bilinmezlik'i bilim kurgu okumayı seven herkese öneriyorum. Sevmeyenlere de bir şans vermesini öneriyorum çünkü gerçekten sürükleyici bir kitap. Yazarı emekleri için kutluyor ve yazı hayatının ömür boyu devam etmesini diliyorum.

Esen kalın.

                                                  Aleyna Uluç

6 Mayıs 2021 Perşembe

Sevgi Sözleri

Bu yazımda Timur Kocaoğlu'nun kaleminden çıkmış, ilk basımı Ocak 2018'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Sevgi Sözleri adlı kitaptan bahsedeceğim.


Timur Kocaoğlu, Türkistan'da Yenilik Hareketi ve İhtilaller 1900 - 1924, Binbir Bilmece - Afganistan Özbekistan Ağızlarından, Sevgi  Sözleri ve Sevgilim Güzel Hasine'm - Yüzbaşı Şerafettin'in Eşine Mektupları 1911 - 1922 kitaplarına imza atmış bir yazardır.

Sevgi Sözleri adlı bu kitabında şiirlerini derleyen Kocaoğlu, yüzde yüz Türkçe ile kitap yazma gayesinde bulunmuştur. Son bin iki yüzyılda bütün şiirlerini yüzde yüz Türkçeyle yazan bir ozan olmadığını belirten yazar, bunu Sevgi Sözleri'nde başarmıştır.

Kitap, şairin 2017'deki şiirlerinden başlayıp 2007'ye değin uzanmaktadır. Zaman bakımından geriye doğru okuduğumuz ve saf Türkçe olan bu şiirlerden beğendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

KAVUŞMAK 

"Varsın bizimkisi olsun
Kavuşmasız bir sevgi
Varken yeryüzünde bunca
Sevgisiz kavuşmalar..."

YAŞTA 

"Saçlarımız ağardı gitti bizim
Ölenler kaldı öldükleri yaşta..."

YERYÜZÜ

"Çağrıştırıyor bana tek senin yüzünü
Yeryüzü, gökyüzü, dağyüzü, bütün yüzler..."

GÖNÜL

"Bir gönül var mı kırılmamış olsun
Var mıdır bir gönül olsun kırmamış..."

Bu şiirler kitap boyunca en beğendiğim, beni en çok çarpan şiirler oldu. Kullanılan kelime oyunları ve dizelerin altında yatan derin anlamlar yürekte derin bir etki bırakıyor. 

Sevgi Sözleri'ni şiir seven, tamamiyle öz Türkçe'den oluşan bir kitabı merak eden tüm okurlara öneriyorum. Şairi de böylesine güzel bir girişimde bulunduğu için kutluyorum.

Esen kalın.

                                                          Aleyna Uluç

5 Mayıs 2021 Çarşamba

Kara Kutu

Bu yazımda Yunus Emre Öz'ün kaleminden çıkmış, ilk basımı Mart 2021'de Kutlu Yayınevi'nde gerçekleşmiş olan Kara Kutu adlı kitaptan bahsedeceğim.


Kitabın ismi ve de kahverengi tonlardaki kapağı gizemli, esrarengiz bir hava vermeyi başarıyor. Kitabın içeriğini okuduğumuzda da bizi merak dolu bir hikayenin beklediğini görüyoruz.

Roman, karakterin okuyucuya birtakım sorular yönlendirmesi ve sonra da kendi hikayesini anlatmasıyla başlıyor. Bu merak uyandıran başlangıç beni kitabı okuma konusunda teşvik etti. Çok beğendiğim bu başlangıcın bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Kader mi, yoksa şans mı insanların geleceğini belirler? Artık tükendiğimi ve ölümün kollarında olduğumu dişündüğüm o anlarda beni koruyan hangisiydi? Şu an her yanı küf kokan bu ahşap gemide, her şeyin farkında olarak, biçare halde olmama neden olan hangisiydi? Bu yazdıklarımı sana kadar ulaştıran hangisiydi? Her neyse. Aklımdaki cevabı olmayan onlarca sorudan birkaçı işte. Beni dinleyecek yeterli zamanın varsa söylemeliyim ki fazla vaktim kalmadı ve sanırım aklımı kaçırmadan birkaç gün daha dayanabilirim. Ardından neler olabileceği hakkında hiçbir fikrim yok. Peşimde birileri var ve çoğu da karşıma geçip hiç düşünmeden tetiğe basabilecek kadar gözü dönmüş insanlar. Elimde olmadan işlerine burnumu soktuğum o ladar çok insan var ki. Gerçi hepsi de onlara yaşattıklarımı hak etmişlerdi ve intikam için beni arıyorlardı. Bu kirli insanlar hakkında öğrendiğim çok fazla şey var ve şimdi yaşadıklarımı başkalarının da bilmesini istiyorum."

Yazar, kitabında Rus karakterleri kaleme almış. Rusça isimler ve orada geçen hikayeyle farklı bir ambiyans oluşturmuş. 

Kitap kendi içinde bölümlere ayrılıyor. Bu bölümlerin bir dizi senaryosu gibi başlıklara sahip olması da farklı olmuş. Örnek vermek gerekirse "1. Sezon: Her Şeyin Farkında" ismi ilk bölüme ait. Ayrıca sezon finalleri de mevcut. Yine örnek vermek gerekirse "2. Sezon Finali: Geçmişin Sırları" ismini örnek verebilirim. Kitabın sonunda da final diyor ve romanımızı noktalıyoruz.

Yazarın anlatımını başarılı ve akıcı buldum. Betimlemeler ne fazla ne da az, yerinde olacak şekilde kullanılmış. Ana karakterimiz Karl Maksim Stephanov'un içsel olarak yaşadıkları ihmal edilmemiş.

"Hayat. Yaşamak istediğimiz şeyler uğruna, gerçekleşmesini istemediğimiz bir yığın saçmalığa katlanmak zorunda olduğumuz olaylar zincirinden ibaret o muazzam kurgu. Birbirine adeta pamuk ipliği ile bağlı bu zincirleri bir arada tutmak için bizlerin yapabildiği tek şey ise anlamsızın içinde kendimizi anlamlı tutmaya çalışmak ve elimizde olmadan geleceğimizi başka insanların şekillendirmesine izin vermek."

Bu merak uyandırıcı kitabı herkese öneriyor ve yazarı verdiği emeklerden ötürü kutluyorum. Dilerim yazı hayatı başarıyla devam eder.

Esen kalın.

                                                        Aleyna Uluç