kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2022 Perşembe

Nilüfer

Bu yazımda Mücahid Karaçınar'ın kaleminden çıkmış, ilk basımı Mayıs 2022'de Kutlu Yayınevinde gerçekleşmiş olan Nilüfer adlı kitaptan bahsedeceğim.


Kitap, ismini karakterimiz Nilüfer'den alıyor. Nilüfer küçük, şirin bir köyde yaşayan ve hem yaşadığı çevrenin kısıtlı olanaklarından ötürü hem de babasının baskıcı bir yapıda olması nedeniyle pek dışarı çıkamayan genç bir kızdır. Nilüfer tatlı köylerinde, samimi insanların içinde sade bir hayat sürerken otostop çekerek şehir şehir dolaşan Gazi hem Nilüfer'in hem de ailesinin hayatına renk getirir. 

Gazi; bu hayatı yalnız yaşayan, hiçbir yere ve hiçbir kimseye karşı aidiyet duygusu olmayan, yaşamını hep farklı yerlerde sürdürmeye alışkın biridir. Nilüfer ile Gazi birbirlerine ne kadar zıt görünüyorlar, değil mi? Hayat tarzları ne kadar farklı olsa da kendi tabirleriyle deli halleri tam bir tencere kapak durumuydu. İkisi de birbirine deli derken aslında ne kadar benzerlerdi. Bu ikilinin atışmalarını okumak benim için hoştu.

Kitabın anlatım dilini sevdim. Yazarın okuduğum ilk eseriydi ve kalemini şiir tadında buldum. Okurken bana bir bahar esintisi havası verdi.

"Kafesteki kuşun bile bir müddet sonra sıkılıp odanın yüzüne çıkmasını istediğini fark ettikçe kendisinin kuş kadar bile özgür olamadığının kanısına varır, moralini bozardı."

Nilüfer'in en güzel ifade edildiği cümlelerdi bence bunlar.

"Nilüfer can kulağıyla dinlerken içinden benim böyle dolu bir hayatım olmadı, insanlar mı yaşamın tadını çıkarıyor, biz mi çok sıradanlaştırıyoruz anlamadım dedi."

Zaman zaman hepimizin aklına esen bir düşence değil mi? Kitaplarda en çok kendimizle buluştuğumuz noktaları seviyorum sanırım.

"Seni sen yapan insanları sev

Sensizliğinde bir sen aramadan"

Yazarın anlatımını şiir tadında bulduğumu belirtmiştim, bunun yanı sıra bölüm aralarında da bu tarz dizelerin bulunması bu duruma ahenk sağlamakta.

En beğendiğim cümleleri sizinle paylaşmak istiyorum:

"Aklımızda farklı bir âlemin kapılarını araladığımız süreç içerisinde dışarıdan uyanık olmayan bir izlenim verebiliyoruz. Kafamızı kurcalayan fikirlerin içinde cebelleşen bir birey olmak bizi ne kadar yakınlarımız tarafından alay konusu etse de sonunda bir amaca kavuşabilmemiz onların da düşüncelerinin yanlış olduğunun farkına varmalarında bir yol oluyor. Dalgınlık yarım kalmışlığın bir sergisi aslında..."

Kitabı genel olarak beğendim. Naçizane paylaşmak istediğim birkaç fikrim de var. Kitapta çok fazla olmasa da bazı imla hataları gözüme çarptı, bunlara dikkat edilebilir. Yanı sıra içeriği incelediğimizde bana göre olay ve kişiler bir noktaya bağlanmadı, biraz havada kaldı. Belki de bu yazarın kendi isteğiyle tasarladığı bir durumdu ancak ben okurken bir bağlantı kurmayı bekledim. 

Kitapla ilgili görüşlerim bunlardı. O zaman kitabın ismine binaen tüm okurlara şu şarkıyı ithaf edelim mi?

Yazarı emekleri için kutluyor ve yazacağı yeni kitaplar için bol ilham diliyorum.

Siz Nilüfer'i okudunuz mu, kitap hakkındaki yorumlarınız neler?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça kalın.

- Aleyna


15 Kasım 2022 Salı

İşgal Altında Çırpınan Şehir: İstanbul

 Bu yazımda Umut Meriç Berberoğlu'nun kaleminden çıkmış, ilk basımı Temmuz 2022'de Kutlu Yayınevinde gerçekleşmiş olan İşgal Altında Çırpınan Şehir: İstanbul adlı kitaptan bahsedeceğim.

Umut Meriç Berberoğlu, 2019 yılında yazmaya başladığı bu ilk eserinde İstanbul'un işgal sürecini kaleme almıştır. Kitabın içerisindeki bilgiler belgelere dayanmakla beraber yazar gerçek olaylardan hareketle bazı karakterleri kurgulayarak aktarmıştır. İşte benim okuma sürecimi sürükleyici kılan en büyük etken de bu oldu. Gerçekle harmanlanmış bir kurgu okumak, kişilerin ve olay örgülerinin zihnimde daha kalıcı bir yer edinmesine de olanak sağladı.

Yazarın kalemiyle tanıştığım bu kitapta anlatımı sürükleyici buldum. Bir okur olarak naçizane gözlemlerimi ve önerilerimi paylaşmak da istiyorum. Kitapta yer yer göze çarpan yazım hatalarının, kullanılan zaman kipindeki tutarsızlıkların (bazı yerlerde geçmiş zaman kipi kullanılırken bazı yerlerde geniş zaman kipinin kullanılması) ve anlatım bozukluklarının akıcılığın aleyhine olduğunu düşünüyorum.

Diyaloglar noktasında bir gözlemde bulundum. Bazı diyaloglarda olayların geçtiği dönem yansıtılırken bazı diyaloglar ise günümüz zamanının havasını veriyor. O dönemin diline ne kadar yaklaşılırsa kitabın o denli gerçekçi olacağına ve okuyucuya geçeceğine inanıyorum.

Anlatım noktasında bir başka görüşüm ise bazı yerlerin hızlı geçildiği yönünde. O atmosferi daha çok yaşamak ve hikâyenin içine daha çok girmek için yavaş bir anlatımı yeğlerim; bunun bazı kısımlarda hissettirildiğini ve bir okuyucu olarak genel olarak böyle olmasını istediğimi de belirtmek isterim. 

Kendi adıma yapıcı eleştiri yapabileceğim başka bir durum yoktu. Kitabı genel havasıyla beğenerek okudum. Yüce tarihimize eşlik etmek, özellikle de içinden geçtiğimiz şu günlerde İstanbul'da yaşanan patlama söz konusuyken İstanbul ile ilgili bir kitap okumak hem zamanlama hem de içerik yönüyle bana ayrıca tesir etti. Belki de Mehmet Kutlu'nun Uzun Hikâye'sinde dendiği gibi her kitabın bir kaderi vardı ve bu kitap da kendi zamanında beni bulmuştu. Öyleyse, bu değerli kitaba dair yorumumu sevdiğim alıntılarla usulca sonlandırıyorum:

"Padişahın huzuruna çıkmıyorsun. Saygın takdire şayan lakin hiçbir milletim başka bir kulun önünde boyun eğmeyecektir."

"Onun için vatana ihanetin nedeni değil, er ya da geç bedeli olurdu."

Atatürk ve silah arkadaşlarına minnet duyarak, kutlu tarihimizi kaleme alan Umut Meriç Berberoğlu'na teşekkür ederek yazımı tamamlıyorum. Bir sonraki yazıma dek esen kalın.

- Aleyna Uluç

1 Ağustos 2022 Pazartesi

Meral Kurtipek ile Söyleşi

 Bu söyleşimde 2020'de Taçlandıran Hastalık adlı kitabı Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Meral Kurtipek'i konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Hafız Yazar Meral KURTİPEK. Kas erimesi hastasıyım. Bundan 7 yıl önce evde ders yapıp telefonla hocama ezber vererek hafız olmayı başardım. Sonrasında bu başarı öyküsü TAÇLANDIRAN HASTALIK kitabına dönüştü. TRT diyanet tvde belgesel, Bekir Develi ile de program çekimleri yapıldı. YouTube da hala mevcut. Yenilerde deneme türü olan ikinci kitabım Vesselam okurlarıyla buluştu.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

“Aleme Bir Yar İçin Ah Etmeye Geldik” psikoloji kitabıdır. İki değerli üstadın söyleşilerinden oluşan bir kitaptır. Ruhuma iyi geldiğini ve yalnız olmadığımı hissediyorum.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim kısım yazarlarımız çoğunlukla olumlu ya da olumsuz batılı düşünürlerden çok örnek vermişler. Bizim kültürümüze ait olmayan hiçbir şey ilgimi çekmiyor.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Türk edebiyatından veya İslam medeniyetinden günümüze kadar uzanan üstadlarımızın ismini daha fazla zikrederdim. Hocamız da zikretmiş ancak diğer düşünürleri daha çok kullandığını gördüm.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

“Kemal Sayar” çok beğeniyorum hem konuşması hem yazması bana hitap ediyor. Zaten son okuduğum kitap da Kemal Sayar ve Saadettin Ökten hocanın söyleşilerine ait. Rasyonel bakış açıları, İslam medeniyetinden günümüze yer yer uzantılar yapmaları beni en çok etkileyen kısımlar oldu. Yukarıda da dediğim gibi daha fazla bu hususlara değinmesini isterdim.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Her türden kitap okumalarını tavsiye ederim. Tüm kitapları beğenmeyebilirsiniz ama mutlaka fikir sahibi olursunuz. Genel kültür seviyeniz genişler ve olaylara bakış açısınız daha farklı olur. En önemlisi de hiç canınız sıkılmaz ve yalnız kaldığınızı hissetmezsiniz.

Terlan Nezir ile Söyleşi

 Bu söyleşide 2020'de Patron, Soy Bağı, Ninemin Rüyası, "Hayat, Estetik ve Sanat" ve 2021'de Şansın Cilvesi adlı kitapları Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Terlan Nezir'i konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

1 Mart, 1951yılında Azerbaycan'da doğdum. Yabancı Diller Üniversitesini bitirdim, evliyim, iki oğlum var.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Dr. Sait Yılmaz'ın 21. Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat adlı kitabı. Milli ve uluslararası güvenlik ve istihbaratın bilimsel ve teorik temelleri açıklanıyor. Dedektif roman yazıyorum. Bazı bilgilere ihtiyacım vardı. Çok yardımı oldu.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim kısım odur ki, eleştirilecek bir şey bulamadım.

4-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Sevdiğim yazar çok. Ama mecbur birini söylemem gerekiyorsa, Ahmet Haşim. Hayatta kimsenin göremediğini görebiliyor okura sunuyor.

5-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Dijital ortam. Bak, gençler bu ortamdan ayrılsınlar dersem yanlış olur. Dozunda kullansınlar, gerçek hayata dönsünler, kitapları kendilerinden küstürmesinler. Çünkü kitaplar onları çok seviyorlar. Herkese, tabii ki, sağlık, sevinç, mutluluk dilerim. Biraz da gam. Aksi halde denge bozulur.

Halil Kalkan ile Söyleşi

Bu söyleşide 2016'da #Hayat ve 2018'de Vefa adlı kitapları Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Halil Kalkan'ı konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

6 Aralık 1973 yılında, 9 çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak, Trabzon'un Çatak köyünde dünyaya gelmişim. İlköğrenimimi, tek sınıflı ve tek öğretmenli tabeladan ibaret bir okulda doğduğum köyde tamamladıktan sonra orta öğrenimimi Bursa’da, üniversite eğitimimi ise doğduğum şehir olan Trabzon’da tamamlayarak İstanbul’da çalışma hayatına atıldım. #hayat ve Vefa isimli 2 kitap ve çeşitli platformlarda yayınlanmış 100 civarında makalesi olan bir yazardan daha çok naçizane yazmaya çalışan bir faniyim.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Öncelikle belirtmeliyim ki, ben kitaptan daha çok makale okumayı seven biriyim ama vakit buldukça da kıymetli yazarlardan güzel kitaplar okumaya gayret etmekteyim. Bu kapsamda 2021 yılı Mayıs sonrası için okumayı planladığım ve satın alıp okuma sırasına koyduğum 20 kitabım var. Okuma listemde ilk sırada bulunan Sezai KARAKOÇ’un İSLAMIN DİRİLİŞİ adlı kitabını okudum.

Kitabımız “İslam’ın Dirilişi” ve “İslam’ın Çağrısı” ana başlıkları altında 13 küçük başlıktan oluşuyor. İslâm halklarının yeniden kendilerini bulmaları için her şeyden önce, İslâm Aydını”nın gelmesini, onun gelmesi için de, bir düşünce dirilişinin şart olduğunu işliyor.

Kitap ne anlatıyor?

Bu soruya kitaptan bir alıntı ile cevap vermek isterim.

“İslam Halklarının yeniden kendilerini bulmaları için, her şeyden önce, “İslam Aydını’’nın gelmesi, onun gelmesi için de, bir düşünce dirilişi şarttır. Düşünce dirilişi olmaksızın inançta diriliş gelişemez. İnanışta diriliş olmaksızın da duyuşta, duyarlılıkta, yani sanat ve edebiyatta diriliş başlayamaz. Tanzimat’tan çok önce, bir düşünce durgunluğuna girdiğimiz doğrudur ve gerçektir. Tanzimat’tan sonra da, genel olarak bu durgunluk sonuna kadar gelişerek hiç düşünmemeye kadar varmıştır. Veya daha kötüsü, sağduyuda kaynağını bulamayan ters bir düşünce akımı, o da cılız ve sık sık kuruyarak gelişip durmuştur. Kopya bir düşünce akımı yani.”

Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Sezai Karakoç’a ait İSLAMIN DİRİLİŞİ isimli bu kitap, Nisan 1966‘dan Mart 1967’ye kadar, Diriliş Dergisinde Diriliş imzasıyla yayınlanan başyazılardan oluşmuş bir eserdir. Ülkemiz ve gönül coğrafyamızda son yıllarda büyük bir diriliş mücadelesi verilmektedir. Diriliş konusunun özdeşleştiği şair, yazar, mütefekkir ve siyasetçi gibi birçok sıfatı kendisinde toplayan Sezai KARAKOÇ’tan bu konuyu okumanın isabetli olacağını düşündüğüm için bu kitabı okudum.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

“Düşünce köklerimiz ve düşünce kaynaklarımız kireç bağlamış gibi, içine girdiğimiz hiçbir değişme oluşunu kritik edemiyoruz. Düşünce alanında tam bir aktarıcıyız. Hatta aktarmaya bile yetişemiyoruz. Üniversiteler tarihini köklerinden koparmış yapma eserlerdir. Fransız, İngiliz, Amerikan veya Rusya kültürü merkezlerinin bir şubesi gibidir. Genel akımında ve ilim alanında bir ekol değerleri ve iddiaları yoktur. Eğitim ve öğretim bütününde ne tarihçi, ne deneyci bir metot vardır. Aktarmacılıktır temel olan. Değil sürekli ilim çalışmaları, günlük önemli siyasi problemlerimizde bile, buradaki peykleri aracılığıyla ‘’Dış Basın’’ denen batı kafası, bize en yarayışsız çözümü empoze eder. Sanki biz düşünmekten korkarız da bizim yerimize o düşünür. Deneyci metodun düşünce dirilişimizdeki durumu budur. Aktarmacı metot ise, bir ruh ve kafa köleliği olarak, doğrudan düşünceyi öldürür. Çalışmayan zekâyı köreltir. Eski muhteva yeni bir terminolojiyle yaşatılmakta, toplumdaki her türlü diriliş davranışları gelecekte vadedilen bir kurtuluş adına boğazlanmaktadır. Yeni modaya kapılan entelektüel, yalnız büyük geçmişimizi değil, kendinin yakın düşünce geçmişini de bir anda unutuvermiştir.”

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Ben kendim olmayı seven biriyim. Bir konuda yazacağım zaman baktığım pencereden ne gördüysem onu kendi sözcüklerimle ve mümkün olan en yalın anlatım şekliyle anlatmaya çalışırım. Süslü veya edebi cümleler kurmak gibi bir derdim yoktur. Yazacağım konuda detaylı araştırma yapar farklı kanallardan o  konuyu bir bal arısının çiçek özlerini gezip kendine yarayan kısmını seçip alması misali araştırdıktan sonra, süzgecimden geçirir kendi rengim, kendi bakış açım ve kendi cümlelerimle okura aktarmaya gayret ederim. Eğer bu kısmı ben yazacak olsaydım bu kısmı alıntılar ona dair kendi yorumlarımı ise devamında yazardım.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

İlk kitabımı yazacağım zaman o konuda yazılmış en çok okunan 10 civarında kitabı inceledim. Bu incelemeler sonucunda ne yazmam gerektiğinden daha çok, ne yazmamam gerektiğine kanaat getirdim ve oturup yazmaya başladım. Kendimi bildik anlamıyla bir yazar olarak görmediğimi, sadece yazmaya çalıştığımı belirtmek isterim. Elbette yazılarından etkilendiğim ve takip edip istifade ettiğim yazarlar var. Bir arı misali onlarda güzel bulduğum çiçek özlerini toplayıp kendi süzgecimden geçirdikten sonra kendime özgü bir bal yapma gayreti içerisindeyim.

6) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Kitap veya herhangi bir şey alırken, ihtiyacım olan şeyleri almaya dikkat ederim. Okurlara önerim, reklamlarla yönlendirildikleri kitapları değil de, ihtiyaçları olan, gönüllerine dokunan, hayatlarına renk katan, hüzünlerine ortak olan, umutlarını kırmayan, toplumun değerleriyle barışık, kendilerinden bir şeyler buldukları, güzel yazarları ve onların kitaplarını okumalarıdır.

Hasan Yıldırım ile Söyleşi

Bu söyleşide 2021'de Nisanın Gözyaşları adlı kitabı Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Hasan Yıldırım'ı konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Hayata hep içsel olarak bakan biriyim, çünkü şiirin nereden çıkacağı hiç belli olmaz. Hayata maddi gözlerle değil manevi gözlerle bakılmalı derim, çünkü: “Dikkat şiir çıkabilir...”

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

En son okuduğum kitap Fyodor Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” adlı kitabıydı. Bir insanın suçunu kabul edip ama buna mukabil yaşadığı içsel çatışmayı anlatan sürükleyici bir kitap. “İnsan nefsinin avukatıdır,” sözünü en iyi anlatan bir kitap olarak değerlendiriyorum. 

İnsanların yaşadığı olaylar karşındaki ruh hallerini daha doğrusu insan analizi yapmayı seven biriyim. Bu kitap da bana bu konuda yardımcı oluyor. Bir insanın vicdanıyla ve aklıyla yaptığı büyük savaşı en güzel şekilde anlatan bir kitap.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Raskolnikov, yani kitabın kahramanı olan üniversite öğrencisi genç, kitabın başlarında nazik, sessiz, kendi halinde, merhametli bir insan olarak lanse edildiği halde, işlediği cinayetin, kişiliğine aykırı, tam bir canice olması beni şaşırttı doğrusu.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Cinayet anında Raskolnikov’un, kişiliğine uygun olarak, daha sıradan ve iç ürpertici olmayan bir suç işlemesini sağlardım. Mesela kurbanını boğarak öldürebilirdi.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Kalemini sevdiğim yazarlar var elbette ama bana ilham olan yok diyebilirim. Çünkü benim tarzım bana ait ve insan tarzını ister istemez koruyor. En çok beğendiğim şair ise Cemal Süreya.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Okuyan insanlara aslında çok diyecek bir şey yok. Okuyan insan düşünen insan demektir ve düşünen insan da elbette bir şekilde doğruyu, hakikatı bulacaktır. Bunun yanında okuyanlara diyeceğim tek şey, seçici olun ve kalite okuyun. Kaliteli yazılar ve şiirler düşüncenizin de kalitesini arttıracaktır.
Okumayan insanlara da “okuyun” demekten başka bir şey aklıma gelmiyor.

29 Temmuz 2022 Cuma

Nihan Göğman İle Söyleşi

Bu söyleşide 2019'da Kızıl Saçlı Beyaz Gözlü Kadının Geri Dönüşü adlı kitabı Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Nihan Göğman'ı konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Anlam, duygusal derinlik ve varoluş arayan biri.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Erendiz ATASÜ’ den ‘Kadınlar da Vardır’. Bu bir öykü kitabı. Sekiz farklı kadının çeşitli başlıklar altında yaşadığı sıkıntılarla birlikte (evlilik, annelik, kadınlık) hayata tutunuşunu anlatıyor. Erendiz ATASÜ uzun zamandır tanışmak istediğim bir yazardı. İlk kitabım deneme tarzında olan bir eser. Şimdi üzerinde çalıştığım kitabım öykü tarzında. Erendiz ATASÜ okumamın nedeni yazarı öykü türünde çok yetkin görüyor olmam ve bana rehberlik edeceğini düşünmem.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim bir yer oldu diyemem. Sadece sonlarını ya da olayların gidişatını değiştirmek istediğim yerler oldu. Yazarın ‘Bir Yüz- Bir Ters’ adlı öyküsünde ana karakter Nurten Hanım’ın evliliği süresince eşi Fikret Bey tarafından istismar edilmesi söz konusu. Öykünün sonunda Nurten Hanım’ın hastalanan ve eskisi kadar güçlü olmayan eşini terk etmesini diledim. Gene aynı öyküde Nurten Hanım’ın çok özenle hazırlandığı baloya kıyafetinin Fikret Bey tarafından hoş görülmemesi sonucu özencinin kırılması ve hazırlıklarının yok sayılması söz konusuydu. Bu bölümde baloda Nurten Hanım, hazırladığı beyaz tuvaletine hiç uymayan bir şal ile tuvaletini örtmek durumunda kalıyor. 

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

 Sanırım ben burada bir isyan bekledim. Nurten Hanım'ın baloda o şalı çıkarıp dans etmesini ve varoluşu için çabalamasını dilerdim.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Son zamanlarda vaktimin çoğunu öykü yazmaya ve öykü kitapları okumaya harcıyorum. Son zamanlarda beni oldukça etkileyen yazarlardan biri Fakir Baykurt. Kalemindeki incelik, kullandığı halk dili beni etkiledi. Toplumsal gerçekçi bu yazarın öykülerinde samimiyet ve doğallık çok hoş. Kısacası işlediği temalar ve bu temaları ele alış şekli beni etkiledi. Diğer etkilendiğim yazarlardan biri Nihan Kaya. Hem çok beğeniyor hem de çok taktir ediyorum. Bugüne kadar değinilmeyen ya da üstü kapatılan konulara yaptığı vurgu, mücadelesindeki kararlı direnişi kitaplarının hemen her sayfasında hissediyorum. Kadınlar ve çocuklar hakkında benim de yazacağım çok fazla şey olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında Hakan Günday’ın romanlarında kişiyi içe çekiş hali ve gerçeğin karanlık yüzünü tasvirindeki muazzam başarı etkilendiğim diğer bir nokta. Alt teması güçlü olan ve insan psikolojisinin derinlerine inmeye cesaretlendiren bir yönü var kitaplarının. Bunlar şuan da ilk aklıma gelenler.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Okumak direniştir. Direniş özgürleştirir. Özgür hissettiğimizde özgür hissetmeyenler içinde çabalayabilir, kendimizi ve yaşam amacımızı bulma konusunda daha cesur davranabiliriz. Okurlarıma söylemek istediğim tek şey her şey okumak ve okunduklarımız üzerine düşünmek ile başlar. Okuyalım ve düşünelim.

Eşref Bolukçu ile Söyleşi

Bu söyleşide 2020 yılında Hayata Olumlu Bak, Hayata Sevgiyle Bak, Sevgi Diliyle Çocuk Eğitimi, Başarı Seninle Başlar, Çocuklara Sevgi Diliyle Allah'ı Anlatmak ve 2021'de Bilinçli Anne Baba Mutlu Çocuk adlı kitapları Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Eşref Bolukçu'yu konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Ben kişisel gelişim, eğitim ve anne baba rehberliği konularında yazıyorum.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Şu an okuduğum kitap Doğan Cüceloğlu tarafından yazılan “Var Mısın” isimli kitaptır. Doğan

Cüceloğlu bizim hocamız. Üniversite yıllarından beri kitaplarını okuyorum. Hatta bazı

kitaplarını üniversitede ders yardımcı kaynak kitap olarak okuduk. Hocamız geçenlerde ebedi

aleme göç etti. Ben hocamızın son kitabını, hocamız ölmeden bir hafta önce edinmiştim.

Kitap, kişisel gelişim alanında yazılmış bir kitaptır. Kendimizi daha iyi tanımak, kendimizi

tanımlamak, iletişim ve mutlu olmak için hayata bakışımızın nasıl olması gerektiğini

anlatmaktadır.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Kitap, söyleşi şeklinde yazılmış. Yani alışılmışın biraz dışında yazılmış.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Ben yazmış olsaydım bir söyleşi şeklinde yazmazdım. Belki birçok okur için okumayı daha

çekici hale getirecektir ancak bence söyleşi şeklinde olmamalıydı.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi

anlamda sizi etkiledi?

Üniversite öğrencisi iken de meslek hayatımda da etkilendiğim yazar Doğan Cüceloğlu’dur.

Kendi alanım olan psikoloji, anne baba rehberliği ve kişisel gelişim alanında yazdığı için

takip ettiğim, kendi yazılarım için bilgisine başvurduğum değerli bir yazarımızdır.

6) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Yazar, öncelikle okurdur. Yazmak, kişisel bir meziyettir. Ancak bu meziyetin gelişmesi için okumak gerekir. Ben yıllarca okudum. Okurken kısa da olsa yazdım. Bilgi birikimimden sonra kitaplarımı ancak 2020 yılında çıkarma durumuna geldim. Her okurun mutlaka okuduğu yazı ve kitap türleri ve yazı alanları vardır. Benim tavsiyem mümkün olduğu kadar her alanda okumaya çalışmalarıdır.

Şeyda Aksel ile Söyleşi

Bu söyleşide 2019'da Dört Yapraklı Yonca ve 2020'de Eyvah Annem Kayboldu isimli kitapları Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Şeyda Aksel'i konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Biraz uçuk biraz kaçık çok fazla anne :)

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Posta kutusundaki mızıka. Ali Ural’ın kaleminden mektup şeklinde yazılmış, muhteşem denemelerden oluşan bir kitap. Kelimeler sanki yazarın kaleminden değil yüreğinden dökülmüşler. Hepsi hayatın içinden sözler, vecizler, bazen de ayet ve hadisler... İnsana yeni ufuklar açan, iç dünyasına bir dost gibi sızıveren samimi bir kitap. Ben sürekli aynı değil de farklı türlerde kitaplar okumayı seviyorum. Bu benim için hem ilham verici hem de kalemimi zenginleştirdiğini düşünüyorum. A. Ali Ural da deneme türünde kalemini en beğendiğim yerli yazarlarımızdan.

3-) Bu kitapta en beğendiğiniz kısım ne oldu?

Sevgili Dost!
Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba insan denince hatırlanıyor muyuz?

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Beni fazlasıyla etkileyen bir kısım aslında. Durup durup hayatı, kendimi ve çevremi sorgulatıyor. Bu nedenle değiştirmek değil de eklemek istediklerim olabilir herhalde.
Dostluğun anlamını yitirdiğini dönemlerde, birine “dost “diye hitap edebilmek paha biçilemez bir değer. Tüm kavramların silikleşerek maddiyata dönüştü bu dünyada, herkes silkelenip kendine baksa keşke. Hani yıllardır bize verilen bir örnek vardır ya: “Herkes kendi kapısının önünü süpürse dünya tertemiz olur.” İşte herkes kendi gönül kapısını süpürse, eminim ki “insan” dendiğinde tekrar hatırlanacağız.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Farklı türlerde farklı isimler var tabii ki. Ali Ural'dan bahsetmiştim zaten. Onun dışında Tess Gerritsen, Mustafa Kutlu, Nurullah Genç, Turgut Özakman, İskender Pala...say say bitmez herhalde. Benim için farklı türlerde eserler okumak çok ilham verici. Bazen okuduğum bir makaleden bile etkilenebilir, dinlediğim bir şarkı ile bambaşka diyarlara yolculuk edebilirim. Artık dinlediğim sadece bir şarkı değil hayal dünyamın anahtarıdır.
Ben kalemin özgün olmasından yanayım. Evet sevdiğim pek çok şair ve yazar var. Fakat hiçbir zaman onlar gibi yazmaya çalışma çabam olmadı. Her insanın yaşı, bilgi birikimi, hayattaki yaşanmışlıklar, dünyaya bakış açıları farklı. Tabii ki birbirlerine ilham olabilirler ama kesinlikle özgün olmalıdır.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Hiç görmediğiniz yerlere gitmek, tanımadığınız insanların evlerine konuk olup onların hayatlarına dokunmak çok güzel. Bu zamana kadar okurlarımdan çok güzel, samimi ve içten dönütler aldım. Eserlerimi okuyarak beni yalnız bırakmayan tüm güzel yüreklere sevgiyle....

Halit Yılmaz İle Söyleşi

Bu söyleşimde Film Şeridi adlı kitabı 2017'de Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Halit Yılmaz'ı konuk edeceğim.

1-) Bir cümleyle kendinizi tanıtır mısınız?

Halit Yılmaz, 1976 yılında Mardin’de başlayan yaşamına 46 yılda; Ecrin isimli bir prensesin babası olmayı, “7.4 Şiddetinde Aşk” ve “Film Şeridi” isimli roman yazmayı, mühendislik formasyonu, kalite gönüllülüğü ve birkaç hobi sığdırdı.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Son olarak Başak Sayan tarafından kaleme alınan Nigahdar isimli kitabı okudum. Tasavvuf felsefesinin oluşumunda Hallâc-ı Mansûr’un manevi gelişiminden yola çıkarak, günümüze kadar uzanan güç savaşlarına bağlantısını konu alıyor. Ayrıca bilim ile dinin birbirlerine yakınlığından söz ediyor. İçerik olarak ilgimi çekmesinin yanında, benden önce okuyan eşim tavsiye ettiği için kitabı elime aldım.
Kitapta tarihi bir olayla günümüzdeki gelişmelerin senkronize şekilde ilerlemesi, bir 910’lu yıllara bir günümüze gidip gelmese ilgi çekiyordu.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Dünya üzerinde etkisi olan derin güçlerin Hallâc-ı Mansûr’dan kalan sırların peşinde olması kitabın ana konularından biriydi. Bu güce sahip kişilerin dünyanın gidişatını etkileyeceğini düşündükleri sırları ele geçirmekte kullandıkları kişi ve yöntemler çok acemice geldi. Yakalamaya çalıştıkları, Algan ve Şirin isimli iki akademisyen ise onlardan daha profesyonel hareket ediyordu. Bu kovalamaca boyunca onlara hem bilgi birikimi hem de maddi olarak yardımda bulunan bir profesörün, tüm şifreler çözüldükten sonra, sırları ve gücü ele geçirme dürtüsüyle onlara silah doğrultması karakterin saygınlığını götürdü.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Sırların ve gizemli şifrelerin çözülmeye çalışıldığı sırada zaten peşlerinde polis ve onları öldürmeye çalışan güçlerin adamı vardı. Hatta içlerine bir hain sızmıştı. Bunlardan biri onlara silah doğrultsaydı ve Profesör Abdulrahim Hoca onun arkasından gelip bir şeyle basına vurup kurtarsaydı, kitap boyunca oluşan saygın karakteri korunmuş olurdu. Tahmin ediyorum ki, yazar okuyucuların beklemediği bir hamle yazmak istemiş, fakat bu psikolojiyi sağlayacak yeterince sürprizler zaten vardı kitapta.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Bu soru sorulduğu anda dilim otomatikleşmiş gibi Cengiz Aytmatov der. Cengiz Aytmatov, diğer bir deyişle Çingiz Ata, Türk dünyasından bir yazar olmasının avantajının üzerine yazdığı romanları aktarım biçimiyle beni çok etkilemiştir. Bir güne bir asrı sığdırabilecek kadar detaylar üretebilen, bir hayvanın dostluğu ve insana hizmetini anlatırken atın psikolojisini bile okuyucuya hissettirebilen, bir al yazmadan başlayan aşkı büyüttükçe büyütebilen, bir çocuğun ufuktaki beyaz bir gemiye bağladığı umutları kelimelere nakşedebilen anlatımları onun maharetidir ve ilham vericidir.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Bana göre okumak yazmaktan daha zordur. Yazar, kafasında yaşadığı hikayeyi kelimelere döküyor. Yani aslında zihninde olaylarla ve karakterlerle ilgili görüntüler var. Fakat bu, okuyucunun önüne sadece yazı ile geliyor ve okuduğundan yazılanı zihninde oluşturması bekleniyor. İşte okuyuculuğun zor tarafı bu. Yazar, eğer tek iletişim kanalıyla yani sözcüklerle sunduğu hikayeden, okuyucuya kendi zihninde oluşturduklarına yakın görüntüler oluşturmaya imkan tanıyabiliyorsa, kendi düşündüklerini okuyucuya hissettirebiliyorsa o kalem güçlüdür diyebiliriz. 

Son olarak bana göre yazmak, içimizdekileri açığa çıkaran bir ifade yöntemidir. İçimizde olanları dökmeye yardımcı olan başka eylemler de var; çizmek, enstrüman çalmak, heykel- seramik-ahşap çalışmaları, elişi yapmak, fotoğraf çekmek gibi gibi. Sizin de içinizdekileri döktüğünüz bir yönteminiz olsun, olsun ki konuşarak aktarılmayacak olan iç dünyanızdaki cevheri dışa çıkartabilin.

Samet Türkyurdu ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2018'de Düşler Gezgini ve Bulutların Dansı, 2019'da Turuncu Radyo ve 2020'de Karga Rüyaları adlı kitapları Kutlu Yayınevi'nden çıkmış olan Samet Türkyurdu'nu konuk edeceğim.

1-) Bir cümleyle kendinizi tanıtır mısınız?

Cümlelerin ötesine geçebilmeyi isteyen garip bir kalemim.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

En son okuduğum kitap Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz adlı eseri; muazzam olduğunu düşünüyorum. Yaşlı bir balıkçının açık denizde yakaladığı kılıç balığının peşinden sürüklenirken, yüzleştiği yalnızlığı, korkularının ona hatırlattığı gerçekleri ve kendisiyle olan çetin mücadeleyi bir balığın vesilesi ile yaşamasını; hikayenin başında ve sonunda geçen küçük çocuk karakteriyle, yanında yokken bile kopmayan o muhteşem sevgi bağını heyecanlı, dramatik ve trajikomik sayılabilecek bir finale bağlayan muazzam bir hikaye...

Hemingway geç tanıştığım bir yazar. Kendi türünün öncülerinden olduğu için bu ödüllü hikayeyi okumamış olmanın eksikliğini daha fazla yaşamak istemediğim için geçte olsa güç olmadan okudum...

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim kısım olarak gösterebilecek bir yeri yok. Sadece, akıcılığı o kadar güzeldi ki çabucak bitmesi beni üzdü.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Beğenmediğim kısmı olmadığı için, bu soruda bir cevap verme şansım sanırım zor. Zaten bir yazarın eserini ben daha iyi yazabilirim demek, başka bir yazar için etik bir ifade olmaz. Herkesin kendine özgü bir hayal etme ve cümle oluşturma şekli vardır. Bu nedenle her yazar kendi dünyasını yazar demek daha doğru olur.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu'nun şiirsel kalemi ve anlatım tarzı beni her zaman etkilemiştir. La, Sonsuzluk Hecesi adlı eseri tekrar tekrar okunacak ve her defasında farklı bir haz alınacak bir betik. Kurgusal olarak da bence "dahi kalem" olan Stephen King'in büyük bir hayranıyım. Lakin ilham alma konusunda, her daim kendi tarzımı oluşturmak ve kendime özgü bir kalemim olması için taklitten uzak durur, etkilenme hususunda temkinli davranırım.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Okurlara denecek en güzel şey de sanırım "Keyif dolu okumalar." demek olur. Her daim kutlu betikler doldursun raflarınızı...

Mehmed Akif Aslan ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2020'de Sahi Ya Sevmek adlı kitabını Kutlu Yayınevi'nden çıkarmış olan Mehmed Akif Aslan'ı konuk edeceğim.



1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Tecrübe ile mantık süzgecinin üstünde kalanlarla altına sızanları iyi analiz eden,   duygularıyla hareketlerini besleyen, yazarak yaşayan “Kültür milli yeticisi” bir okurum.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Türk Aynştaynı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu tarafından kaleme alınan eserlerle yaklaşık beş yıl önce tanıştım. İlk okuduğum eseri “Bye Bye Türkçe”ydi. Okuduğum eserleri hakkında görüşlerimi aktarmadan önce Sinanoğlu’nun diğer eserlerinden bahsetmek istiyorum. “Hedef Türkiye, Büyük Uyanış, Ne Yapmalı? Türk Aynştaynı, İlerisi İçin”…  Bir uyanış mottosu hüviyetine sahip bu eserleri her yaştan vatandaşımızın okuması gerektiğini düşünüyorum. Bu minvalde “Bye Bye Türkçe” ve “Hedef Türkiye” temaları doğrultusunda bu soruya cevap vermek istiyorum. Kitaplar, yön tayin edici pusulalardır. Okurlar, bu yön göstericilerle hakikati arayan edebî hayat dünyasında yolunu bulmaya çalışan seyyahlardır. Bu kitapları tercih ve tavsiye etme sürecimi açıklayan cümle, “Kendi öz kimliğinden kendi değerlerinden tiksinen bir toplumun hamburger kafalılarından olmayacağım” diyebiliriz. Nihayetinde günümüze asayiş olaylarının bu denli arttığı, popülist kültür doğumluların kol gezdiği, yüz kızarıklığının özgüven eksikliği olarak nitelendirildiği, kimliksiz, ruhsuz sokaklara usta bir üslupla değinen Sinanoğlu'nun eserlerini herkes okumalı. Türk Aynştaynı'nın şu an "Hedef Türkiye" adlı kitabını okuyorum.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Kitabın genelini anlatan anahtar kelime grubu “Öz millî yeticilik” diyebiliriz. Modernizm ve postmodernizmin etkileri sadece kitapların içerisinde değil hayatımızın her alanında kendini hissettirmenin ötesinde kanıksanmış bir şekilde şov yapıyor. Artık postmodernizmi de geride bıraktık. Yeni hamburger kafalıların ekran kaydırmaca refleksleri ile içi kadar dışı da boş malayani hayatlarına farklı bir isim bulmalıyız. Sinanoğlu ulusal ve uluslararası pencereden bu süreci açık yüreklilikle özetliyor. Günümüzde kullandığımız Türkiye Türkçesi’nin asimile edildiğini ve toplumumuzun bu asimilasyona alıştığını da ifade ediyor. Özellikle İngilizce eğitimi adı altında sürecin nasıl ticarileştirildiğini, eğitim sistemimizin omuzlarına bir yük olarak bırakılan İngilizce dil öğretim yaklaşımının yanlışlıklarına değiniyor. Ayrıca toplumsal hayatımıza entegre olan yalnızlaşanların toplumu Avrupa’nın özgüvenci akıl tutulmacalı kültürel toplum inşasının artık normal karşılandığını ve bu hastalıklı uykudan uyanmamız gerektiğini söylüyor. Sonuç olarak tamamladığım “Bye Bye Türkçe” ve okumaya devam ettiğim “Hedef Türkiye” kitaplarında hamburger kafalılar hariç beğenmediğim kısım yer almıyor.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Dayatma fast food kültürüne karşı, sert bir duruş sergileyen kişilerdenim. Frenk model alttan püskürtmeli yarı necasetli tuvaletinde keyifle Tiktok videoları izlerken ortamda çalan Fransızca müziğin keyfini çıkaran gençlikte ne bayrağın alı ne de hilali ve yıldınızını göremiyorum. Sinanoğlu bu sinir ucu tacizini sürecin ortalarında tüm çıplaklığı ile dile getirmiş. Türk Aynştaynı’nın bu sözlerinin altına ıslak imza ile imza atmaktan öte değiştirilecek bir husus görmüyorum. Lakin ekleme yapmak isterim.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi? 

Elbette “etkilenmek” kelimesinin altını dolduracak şahsının ismini taşıdığım en güçlü isim Mehmet Akif Ersoy’dur. Kendisinden etkilenmemek mümkün mü! Devletine hizmet sürecinde aldığı kritik görevler, maddi beklentiden uzak vatanperver gayreti, edebiyat sevgisi ve ortaya koyduğu başarılı eserler bu etki gücünü ziyadesiyle artırmaktadır. Milli şairimiz Ersoy, İstiklal Marşı, Safahat adlı eserleri ile gönül penceremi genişleten başlıca kahramandır.

6) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?
Okumak, çağ atıp kapatma gücüne sahip bir eylemdir. Okumak bireyin acıkması gibi fizyolojik ve biyolojik etkileri olan bir süreçtir. Okumak bir eylemden öte bir tohum, fidan ve hasat sürecidir. Kısacası okumak, hayatın bire bir kendisidir. Bu süreçte neyi, nasıl okuyacağız? Sorusunun altına güzel doldurmak gerekiyor. Edebi zevkten uzak, popülist kaygılarla ortaya konmuş fenomen romanlarının cirit attığı edebiyat mutfağında ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Kültürel geçmişimizi detayları ile yansıtan geleceğimize ışık tutan kutlu eserlere kitaplığımızda yer vermeliyiz. Aslında kitap seçimini doğadan aşina olduğumuz birçok duruma benzetebiliriz. Üzüm bağında olgunlaşmış bir üzüm mü koruk üzüm mü tercih edilir? Ya da tavında dövülmüş demir mi yoksa paslanmışı mı? Suyunu çekmiş çelik mi yoksa daha ustasının tokmağıyla başı ağrımamış bir çelik mi? Bu misaller uzar gider. Meselenin özü, hamlık sürecinden geçip pişmiş, akabinde yanmış kalemlerden çıkan eserleri kitaplığa alıp zihninizi o eserlerle meşgul etmektir.

Filiz Güler Polat ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2019'da Mavili Gülüşler adlı kitabını Kutlu Yayınevi'nden çıkarmış olan Filiz Güler Polat'ı konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

Sıcakkanlı ama ama bir o kadar da duvarları olan ve ayakları yere basan bir kadınım.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Özdemir Asaf - Sen Bana Bakma Ben Senin Baktığın Yönde Olurum. Her bir satırını, yazarken hissettiklerini anlamayı seviyorum.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Beğenmediğim bir kısmı yok aksine çok severek okudum ve dinledim.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz? 

Açıkçası değiştirmek istediğim herhangi bir yeri yok. 

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi? 

Rupi Kaur. Çok cesur ve güçlü bir kalemi var, genelde bir yazısına başladığım zaman hemen bitiyor, zamana meydan okuyor kalemi.

6.) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Kitapları sadece okumayın o an ne hissediliyor bunu hissedin o zaman kitap sizinle bütünleşir. Gülmeyi hayatınızdan hiç eksik etmeyin.

18 Nisan 2021 Pazar

Serpil Özkan ile Söyleşi

Bu söyleşimde 2019'da İnce Şeyler adlı kitabını Kutlu Yayınevi'nden çıkaran Serpil Özkan'ı konuk edeceğim.

1-) Bir tümceyle kendinizi tanıtır mısınız?

İnsan doğup, her koşulda insan kalabilmeyi amaç edinmiş, yani insan olmanın hakkını verme çabasında olan bir fani.

2-) En son okuduğunuz kitabın adı nedir? Ne anlatıyor? Niçin okuma gereksinimi duydunuz?

Hakan Mengüç/ Kalbin Temizse Hikayen Mutlu Biter. Şu aralar bu kitabı okuyorum. Teması iyilik olan, hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, her şeyin bir sebebi olduğunu vurgulayarak, bu bilinç ve farkındalıkla hayata daha olumlu bakabilmeyi Sufilik öğretilerinden örneklerle anlatan bir kitap. Neden bu kitabı okuyorum, şöyle Mevlana tutkunu biri olarak böyle bir kitabı atlayamazdım.

3-) Bu kitapta en beğenmediğiniz kısım ne oldu?

Kitabı henüz bitirmedim ama ilk bölümler biraz kendini tekrarlamış. Yani bildiğimiz çokça kalıplaşmış öğretilerden bahsedilmiş.

4-) Siz bir yazar olarak bu kısmı nasıl değiştirirdiniz?

Ben olsam bu bölümleri daha kısa geçerdim belki.

5-) Kaleminden etkilendiğiniz, yazarken ilham aldığınız bir yazar var mı? Varsa hangi anlamda sizi etkiledi?

Çok okuyan biri olarak şunu söyleyebilirim, kaleminden etkilendigim birçok yazar ve şair var. Şu an aklıma gelenlet Sabahattin Ali, Ayşe Kulin mesela. Bir de Montaigne'nin Denemeler kitabını çok beğendim. Benim üçüncü kitabım İnce Şeyler bu etkilenim sonrası çıktı. Ama benim asıl ilgi alanım şiir ve ilk iki kitabım şiir kitabı. Didem Madak, Orhan Veli, Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Behçet Necatigil çok sevdiğim şairler.

6-) Son olarak okurlara ne demek isterdiniz?

Okuyuculara şunu söylemek isterim; kitap okumak küçük yaşlarda edinilen ve ömür boyu süren bir kazanımdır. Çocuklarına kitap oku demek yerine, bir okuma saati belirleyerek ve ailece okuma etkinliğinde bulunarak bu alışkanlığı kazandırabilirler. Bir de yeni yazarlara ve şairlere de şans vermelerini kitaplarını alıp okuyarak destek olmalarını öneriyorum. Zira yeniler arasında da güçlü kalemler ve kaliteli içeriği dolu kitaplar var. Arada bir de hayatın yorucu etkisini azaltıp soluklanmak istediklerinde de şiirin tenhasına sığınsınlar diyorum ve herkese sevgi dolu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.

Bir sonraki söyleşide görüşmek üzere esen kalın.